000 09260nam a2200409 i 4500
005 20250728135211.0
008 181024t20222018tu b 000 0 tur d
020 _a9789750523397
_q(paperback)
040 _aBGZ
_beng
_cBGZ
_dBAUN
_erda
041 0 _atur
049 _aBAUN_MERKEZ
050 0 4 _aDR435.C57
_bA376 2022
100 1 _aAksoy, Elbruz
_eaut
_9121588
245 1 0 _aBenim adım 1864 :
_bÇerkes hikâyeleri /
_cElbruz Aksoy ; editör Tanıl Bora ; yayına hazırlayan Dinçer Demirkent ; kapak Suat Aysu ; düzelti Remzi Abbas.
246 3 0 _aÇerkes hikâyeleri
250 _a7. Baskı 2022, İstanbul.
264 1 _aİstanbul :
_bİletişim Yayınları,
_c2022.
264 4 _c©2018
300 _a287 pages ;
_c20 cm.
336 _atext
_btxt
_2rdacontent
337 _aunmediated
_bn
_2rdamedia
338 _avolume
_bnc
_2rdacarrier
490 1 _aİletişim Yayınları ;
_v2578.
_aBugünün Kitapları ;
_v228
504 _aIncludes bibliographical references.
505 0 0 _gİÇİNDEKİLER
_tÖnsöz
_tSUNUŞ
_tNIBJOĞ“Ateşin başında bana uzattığın isli peynirin kokusu hâlâ o geceki gibi burnumda. Belli yetmeyecekti o kadar aç adama, kimimiz keser gibi yaptık karanlıkta, kimimiz hemen uzattık sağımıza, bir kalıp isli peynir yetmişti o gece iki yüz adama...”
_tAT HIRSIZI “Beyim iyi dinle beni, ben ne bir falcı ne de bir fahişeyim bu kasabada! Belki hayatında karşına çıkacak en zengin kadınım ki şimdi satılıktır bedenim bu hamamda! Falı da fincanı da boş ver, sen kulak ver bu kadının anlattıklarına. Amasyalı bir Ermeni sarrafın dul bırakılmış karısı konuşuyor bu gece karşında...”
_tWADI ROUM “Hicaz Çölü’nde pişen acı kahvede bakılan fal senin falın olsaydı. Sen olsaydın yıldızlar altında hikâyesini dinlediğim Bedevi ve keşke falda çıkan akrep, senin yerine beni soksaydı...”
_tTAVŞANDAĞ Terzi Anuş, kara çarşafın içindeydi artık, bir tek peçesini örtüp çıkması gerekiyordu evinden. Kapının eşiğinde Halime’ye dönüp: “Ben size emanetim Halime! Emanetim komşum Abdullah Efendi’ye, emanetim köşedeki Camii cemaatine! Söyle hangi Müslüman dokunacak benim mahrem haneme, söyle!”
_tABU ŞAPSIĞ Amir Jamoukha, eski bir askerdi, belki de Teşkilat-ı Mahsusa’dandı bunu Abu Şapsığ bile hiçbir zaman öğrenememişti. Jamoukha’nın en hassas olduğu mevzuu ise Devlet-i Ali’nin istikbaliydi! Devletin jandarmasından kaçıyorlardı ama şimdi devletin en üst makamından bir davet almışlardı. Şam’a döndüklerinde Otaiba aşireti çoktan bu kan davasından vazgeçirilmişti, Cemal Paşa’yı kıracak değillerdi ya! Elbet Paşa’nın da bir bildiği vardı...
_tGOLAN TEPELERİ Gözü bir anda üniformasındaki İngiliz bayrağına takılmış, elini üzerinde gezdirip onun da tozunu almıştı. Karşısında dört sene çarpıştığı İngiliz ordusunun bayrağını taşıyordu artık göğsünde. Oysa daha dün buralardan çekilen Osmanlı için ağıt yakıyordu... Ne garipti şu dünya, acaba bundan sonra kimlere hizmet edecekti?
_tMARŞAN BAŞKADINEFENDİ Feriye’nin duvarlarında inceden bir mızıka sesi duyulmuş, son bir çığlık attıktan sonra mızıka iki adamın elleri arasında parçalanmıştı. Kafkasya’dan ayrıldığından beri hiç yanından ayırmadığı, rahmetli annesinden kalan bir hatıraydı o mızıka.
_tKRALİÇE KERİMAN “İs kokusu, yanık kokusu vardı adeta kızım tüm memlekette... Dünya Harbi’nde yaşananları benim lisanı halim yetmez inan tarif etmeye... Sonrası malum, düşman döküldü denize muzaffer Türk orduları girdiler İstanbul’dan içeriye. Atatürk hazretleri tesis etti yeni bir Türk Devleti kurtardı namus ve izzetimizi. On yaşındaydım cumhuriyet ilan edildi, sokaklar şenlendi, renklendi... Türkiye’nin en güzel kızı değildim elbet ama en cesurlarından biriydim belli ki. Babam rahmetli Cumhuriyet gazetesi okurdu evvelden beri, orada görmüş olacak ilanı, bir anda dâhiletti beni...”
_tOFLU İMAM “Devletimiz sağolsun, sonunda bu Çerkes köylerinin tam ortasına dikti kale gibi karakolu. Komutanım sıkça ziyaret edip sıvazlardı omzumu; hiç lafını esirgemez uyarırdı köydeki tüm iti kopuğu. Saltanat bu topraklardan göçeli, hissederdin sen de ensende her daim askerin soğuk nefesini. Zordu elbet ıslah etmek bu Çerkes milletini! Komutan bir yandan, öğretmen bir yandan çekip çevirdik dillerini, adetlerini...”
_tMELI “Ekim 1948’de bir daha ayrılmamak üzere kendini köyüne hapsetmişti. Bu öyle bir hapisti ki hikâyesi altmış sene sonra bile bizi yakmaya yetmişti. Türkçe’yle sekiz yaşında tanışsa da Türkçeyi öğrenmeden göçüp gitmişti. Tüm köy zamanla devşirilmiş, bir tek Goşe bu “ilkel” dili dilinden düşürmemişti!”
_tKÖLE CAMİİ Köyden ilk kaçan aile değillerdi, son da olmadılar. Lanet okudular ismini andıkça bu beylerin. Yetmedi ah ettiler, onca acı karşısında susup da “âdet böyle” diyenlerin. 1959 baharı eritirken Uzunyayla’nın karlarını, Kel Musa Çerkeslikten istifasını vermiş, selamlıyordu Haydarpaşa’da yeni hayatını...
_tNESİME Ah babam, bilir misin nasıldır üç kızla beklemek tek başına Adana İstasyonu’nda? Bilir misin, üstündeki kara çarşafın dahi seni aç gözlerden korumaya yetmediğinde yaşadığın çıplaklığı? Bilir misin sen 1964’ün kışında Nesime’nin yaşadıklarını? Nesime, hani üç asil öküze sattığın köle kızın!
_tÇERKES ARAKSİ Çerkes Beyi, titreyen bir sesle: “Bende bir emanetin var kızım, onu sana vermeden Allah benim canımı almayacak,” demişti. Araksi Hanım iyice şaşırmış: “Ne emaneti bu! Ne verecek Çerkes Beyim bana seneler sonra?” diye düşünerek onun yeşil gözlerine dalmıştı. O yeşil gözlerinde ararken kayıp eski bir emaneti, yaşlı Çerkes başlamıştı konuşmaya...
_tKEMİKLİÇINAR “Komutanım, yaşlı hastalarda sıkça rastlanan bir durum bu. Ölüm anı yaklaşınca hastalar çocukluk günlerine gider ve o günlerde konuştukları dilde konuşmaya başlarlar, annenizin durumu da aynen bu şekilde ve Türkçe konuşmuyor!”
_tMİLÖNÜ “Kılıç artıklarından sonra şimdi de sıra Alevilere mi geldi! Daha bir asır olmuş bu topraklara yerleşeli, askere alet olup sen de dedenler gibi itip kakacak mısın buradaki kadim milletleri! Yavrum kocamadık daha o kadar, ah ne acılar çekti bir bilsen şu çorak topraklar...”
_tETHEM Salondaki herkes nefes almadan onların bu muhteşem dansını izliyordu. Dansın tam ortasında Kemal yanlarına gelip: “Jansu, Aşkısı... Annem diyor ki; ne zaman bitecek bu gıy gıy! Misafirler çok sıkıldı, Mezdeke başlasa mı?” deyivermişti...
_tŞELAME Üstlerindeki paramparça olmuş kıyafetler de çıkartıldığında hepsi çırılçıplak, elleri arkadan bağlı, baygın halde yerde yatıyordu. Jabağ’ın bırak ayağa kalkmaya, doğrulmaya dahi hali yoktu. Küçük, basık ve penceresiz bir hücrenin içinde, istif halde kurban edilmeyi bekleyen onlarca gencin arasındaydı. Parmaklıkların ardında insanlıktan istifasını vermiş, aç gözlerle onları izleyen onlarca Şebbiha, onlarca “hayalet” vardı... Arkadaşlarının son duyduğu ses Şebbiha reisinin Jabağ’a bakarak: “Şu güzel Çerkesi odama çıkarın!” sözleri oldu.
520 _a1864 Sürgünü’yle Osmanlı ülkesine saçılan Çerkeslerin hikâyelerini anlatıyor bu kitap. Değişik coğrafyalarda, farklı tecrübelerden, başka başka cenderelerden geçmiş insanların hikâyelerini anlatıyor. “Çerkeslik” kimliği ve kaderi altında ortaklaşan ama aynı zamanda ayrılan yollar… Mazlumluk ve muktedir olanla özdeşleşme… Kimlik gururu ve “Kafkas Türkü” olarak asimilasyon… Hafızadan silinmeyen Kafkasya ve yeni vatanlar… “Türk ırkının necip güzelliğini” temsil eden “Çerkes prensesi” Keriman hanımdan, Çerkescesi tek kelimeden ibaret olana… “Köle”den “at hırsızı”na… “Ermeni yetimi” tutandan, “devletine hayırlı bir asker” olana… Her biri bir roman nüvesi barındıran “münferit” hayat hikâyeleri bir halkın gerçekliğinin farklı yüzlerine mercek tutuyor. “Uzun Çerkeskası açlıktan zayıflamış vücudunu örtmeye yetse de garipliğini saklayamıyordu. Belki bir at hırsızı, bir dağlı çoban, ya da bir asi köleydi… (…) İsmini sorduğumda, acı bir tebessümle ‘Nıbjoğ,’ demiştin bana. ‘Ne önemi vardı bu kızıl kıyamette ismin, soyun, sülalenin. Bizden geriye bir tek bu şanlı kelime kalacak,’ demiştin. Sen Nıbjoğ, ben Nıbjoğ, tüm isyankâr dağlılar artık tek bir ruh, tek bir isimdik.”
650 0 _aCircassians
_zTurkey
_xHistory.
650 0 _aCircassians
_zTurkey
_951229
650 0 _aCircassians
_xSocial conditions.
_zTurkey
_9121589
700 _aBora, Tanıl,
_d1963-
_eedt
_9121519
700 _aDemirkent, Dinçer.
_eedt
_9121590
700 _aAysu, Suat.
_ecov
_9121591
700 _aAbbas, Remzi.
_ered
_9121592
830 0 _aİletişim Yayınları ;
_v2578.
_9771
830 0 _aİletişim Yayınları.
_pBugünün kitapları dizisi ;
_v228.
_93260
942 _2lcc
_cKT
999 _c94064
_d94064